3 Mart 2022 Perşembe

Yahudi'nin Selamı Hz. Aişe, Resul-i Ekrem (s.a.v)’in huzurunda oturmuştu ki, Yahudi bir adam içeri girdi. Girdiği anda اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ Yerine اَلسَّامُ عَلَيْكُمْ Yani ‘ölüm üzerinize olsun’ dedi. Uzun sürmedi, başka biri daha geldi. O da selam yerine اَلسَّامُ عَلَيْكُمْ Ölüm üzerinize olsun’ dedi. Bunun tesadüf olmadığı malumdu. Resul-i Ekrem (s.a.v)’i dille incitmek için yapılan bir plandı. Aişe çok öfkelendi ve - Yâ Resûlallah! Bunlar size selam vermiyor, beddua ediyorlar. Dedi. Resul-i Ekrem (s.a.s) buyurdu ki: - Ey Aişe kızma. Yumuşak ve sabırlı olmak, her neyin üzerine konursa, onu güzelleştirir, süsler ve her neyin üzerinden kaldırılırsa güzelliğini azaltır. Niçin sinirlenip öfkelendin? Hz. Aişe: - Görmüyor musun ya Rasülullah, bunlar küstahlık ederek, utanmadan selam yerine ne diyorlar? - Evet, görüyorum onun için bende, وَعَلَيْكُمْ ‘Ve aleyküm’ yani ‘sizin de üzerinize olsun’ diye cevap verdim, bu kadarı kâfiydi.’
Bir vakit namaz dahi kılmadan cennete giden çoban! Hayber’in Fethi esnâsında, Yahûdî ileri gelenlerinden birinin koyunlarına çobanlık yaparak geçimini sağlayan Yesâr, bir sabah kale dışında koyun güderken, Peygamber Efendimiz’le karşılaşmıştı. Bir müddet sohbet ettikten sonra Yesâr İslâm’ı kabûl etti. Resûlullâh (s.a.v) onun ismini “Eslem” yaptı. Daha sonra çoban, elindeki koyunları ne yapması gerektiğini Peygamber Efendimiz’e sordu. Allâh Resûlü de: “–Onları geri çevir ve kovala! Hiç şüphen olmasın ki, hepsi de sâhiplerine döneceklerdir.” buyurdu. Eslem, bir avuç çakıl alarak koyunlara doğru attı ve: “–Sâhibinize dönün! Vallâhi bundan sonra ebediyen sizinle beraber olmayacağım.” dedi. Koyunlar topluca gittiler, sanki onları sevk eden birisi varmış gibi kaleye girdiler. Müslüman olur olmaz hemen cihâda iştirâk eden Eslem (r.a), bir müddet sonra şehît oldu. Böylece, bir vakit namaz kılma fırsatını bulamadan Cennete uçan Müslüman ünvanını aldı. √ Savaş gibi erzak sıkıntısının had safhada olduğu bir zamanda bile Allâh Resûlü, ayağına kadar gelen düşmanlarına âit koyunları sâhiplerine geri göndermiştir. √ Çoban da anlaşmalı bulunduğu sâhibinin malına ihânet etmemiştir. Zîrâ “el-Emîn” olan Peygamber’e ve O’nun “mü’min” olan ümmetine yakışan da budur.
Yoksul ve Zengin Resül-i Ekrem (s.a.a) her zamanki gibi meclisinde oturmuş ve dostları da etrafında halka şeklinde, onu bir yüzük taşı gibi ortaya almışlardı. Bu arada eski elbiseli fakir bir müslüman kapıdan içeriye girdi. İslami adetlere göre herkes her hangi mevkide olursa olsun bir oturuma girince nerede boş yer bulursa hemen oraya oturmalıdır. ‘Benim canım şurasını istiyor’ görüşüyle özel bir yere oturmak gerekmez. O adam etrafına bakındı ve boş bir yer buldu; gitti oraya oturdu. Tesadüfen ileri gelen zenginlerden birisinin yanına oturmuştu. Zengin adam elbisesini toplayarak ondan bir az uzaklaştı. Bu hareketleri izleyen Resul-i Ekrem (s.a.a) ona dönerek: - Fakirliğinden sana bir şey geçer diye mi korktun? - Hayır ya Resülallah. - Servetinden ona bir pay düşer diye mi korktun? - Hayır ya Resülallah. - Elbiselerin kirlenir diye mi korktun? - Hayır ya Resülallah. - O halde niçin yanından uzaklaşıp bir kenara çekildin? - Yanlış bir iş yaptığımı ve hata ettiğimi itiraf ediyorum. Şimdi bu hatamın telafisi ve bu günahımın keffaresi olarak servetimin yarısını bu müslüman kardeşime vermeye hazırım dedi. Çünkü ona karşı yanlış bir hareket yaptım. Beni bağışlayın ya Resülallah. - Eski giyimli adam: Fakat ben bunu kabul etmeye hazır değilim. - Cemaat: Niçin? - ‘Çünkü bir gün beni de bir gururun sarmasından ve bir müslüman kardeşime, bu gün bu şahsın bana yaptığı gibi, aynı hareketi yapmaktan korkuyorum’ der.
ADALET ÖLÜRSE..! Adamın biri Müslüman mezarlığına ölü bir Köpek gömer. Görenler onu, zamanın kadısına şikayet ederler. ...Kadı adamı çağırır ve işin aslını sorar. Adam: -Doğrudur, öyle yaptım, çünkü; köpeğin bana vasiyeti böyleydi, onun vasiyetini yerine getirdim, der. Kadı: -Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun? diye çıkışır. Adam: -Hayır efendim, aynı zamanda kadıya da 10.000 dirhem vermemi vasiyet etti. Bunu duyan kadı: -Rahmetli köpeğin ölümü bizi fazlasıyla üzdü, der. İnsanlar, kadının değişen bu tavrına hayret ederler. Kadı onlara der ki: -Bu durum sizi hayrete düşürmesin, bu köpeğin geçmişini araştırdım, Ashab-ı Kehf köpeği Kıtmir’in soyundan geldiğini keşfettim. Günümüzde pek çok kimsenin hali böyledir. Bazı insanların; değer yargıları, duruşları, eğilimleri, sözleri ve hatta kararları menfaatleri çerçevesinde değişiyor. Haram kazançlarına, yolsuzluk ve haksızlıklarına Hak elbisesi giydirerek, sureti Hakk'tan görünmeye ve bize göre ahlaksızca olan bu durumlarını haklıymış gibi sunmaya çalışıyorlar. Yalanlar havada uçuştukça bunları alkışlayanlar daha da artıyor. Ahlak zaafa uğradıkça dinin yasakları bile para etmiyor maalesef..!."
BU DİNE HİZMET EDENLERİ BİZ TOPRAKTA DEĞİL KUCAĞIMIZDA YATIRIRIZ İmam-ı Gazali Hazretleri vefat etmeden önce vasiyetini yazdı ve talebelerinden birinin onun teçhiz ve tekfini ile ilgilenmesini ve kabre onun koymasını vasiyet etti. Vakit saat geldiği zaman hak tecelli etti ve İmam-ı Gazali hazretleri vefat etti. Vasiyetindeki talebesi geldi, hocasının vasiyetini yerine getirmek ve son vazifesini yapmak için hocasının yıkanma ve kefen işlerini yaptı. Cenaze namazını kıldırdı. Cenaze omuzlara alındı ve mezarlığa getirildi. Vasiyeti yerine getirmek için talebesi hocasının kabrine indi, mevtayı kucağına aldı ve tam hazreti imamı toprağa koyacağı vakit, hocasının üzerine yıkıldı ve bayıldı. Herkes talebenin hüzünden dolayı bayıldığını zannediyordu. Talebesi ayılınca herkes başına toplantı ve durumunu sormaya başladılar. İmam-ı Gazali Hazretlerinin talebesi anlattı; Mezara indim, mübarek üstadımı kucağıma aldım, tam kabrine yerleştirecektim ki, oradan bir âlem açıldı ve Resûlüllâh (sav) mübarek elini oradan uzatarak hocamın mübarek vücudunu toprağa değmeden kucağına aldı ve şöyle buyurdu; “Dünya da bizim dinimize hizmet edenleri biz kabirlerinde toprakta değil kucağımızda yatırırız.” Öyleyse... Müjdeler, mükâfatlar ve mutluluklar... Kur’an’a, ilme ve Kur’an talebesi olanlara veya onları sevip yardımcı olanlaradır... Rabbim cümlemizi mezara kadar dinine hizmet ettirsin inşaallah
Bir adamın cehenneme atılması için emir verilir. Adamcağız tam ateşe doğru giderken, bir kuraklık anında su ikram etmiş olduğu birini görür, onu tanır ve “Benim için şefaat etmeyecek misin?” der. Kendisinden yardım talep edilen insan “Sen de kimsin?” diye sorunca, muhatabı “Falan sene kuraklık olduğunda sana su içirmemiş miydim?” cevabını verir. Bu söz üzerine kişi arkadaşını tanır ve Allah katında onun için şefaatte bulunur. Böylece, cehenneme sürüklenmekte olan adam geri çevrilir ve Cennete gönderilir. Allah resulünün şu sözü ne güzeldir: اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!” Buhârî, Zekât 9, 10
Ey İnsan Düşün! Kameraları yapanları yaratan Allah (c.c) hepimizin hayatını tespit edemez mi? Bizim hayatımızı bize gösteremez mi? Ey İnsan! Kendi hayatını seyrettiğin zaman başını öne eğmek istemiyorsan, seyredilecek bir hayat yaşa... Herkes hayatını hayal etsin. Seyredilemeyecek sahneler var değil mi? Öyle ise; Onları Tevbe ile silelim. Elbiselerimizi temizlediğimiz kadar ruhumuzu da temizleyelim. Bizlere bu organları veren Allah (c.c) bunları nerede kullandığımızı da bilir. Her şeyi bilen Allah (c.c) zalime de, mazluma da hakkını verir. Âmennâ ve Saddakte.