23 Mart 2022 Çarşamba
ANNELERIN GÜCÜ
Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kâğıt verdi ve “Bu kâğıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi...
Annesi kâğıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kâğıt buldu ve alıp açtı...
Kâğıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı...
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı:
“Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dâhisi haline getirilmiş, şaşkın bir çocuktu..."
Çocuklarimiz bize mutfak hamuru gibi gelir. Onu şekillendirmek düzenlemek, eğitmek, örnek olmak bize kalmış görevlerdir. Rabbim cümlemize; ahlâklı, efendi, düzgün, adil, saygın kişilikli çocuklar yetiştirmeyi nasip etsin...
HERKES SOYUNA ÇEKER
Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı.
- "Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi.
Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki:
- "Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz."
Adamın karısı kanaatkâr biriydi.
- "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye… Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten." dedi
Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti:
-'Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim" dedi.
Padişah buna çok kızdı:
- "Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı.
Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu. Birinci vezire sordu:
- “Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?”
- “Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.”
Bu sırada peyda olan, nurani, aksakallı bir ihtiyar vezirin sözleri üzerine söyle dedi:
كُلُّ شَيْءٍ يَرْجِعُ إِلَى عَصْلِهِ
Küllü şeyin yerciu ila aslihi
Padişah ikinci vezirine sordu:
- “Bu adama ne ceza verelim?”
- “Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım”
Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine
كُلُّ شَيْءٍ يَرْجِعُ إِلَى عَصْلِهِ
Küllü şeyin yerciu ila aslihi. dedi.
Padişah üçüncü vezire sordu:
- “Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?”
- “Padişahım bana göre, bu adamı affedin. Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç işledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil. Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli. Nûrani ihtiyar yine söze karıştı:
كُلُّ شَيْءٍ يَرْجِعُ إِلَى عَصْلِهِ
Küllü şeyin yerciu ila aslihi. dedi.
Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:
- “Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?”
İhtiyar cevap verdi:
- “Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi.
İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb. doldururdu. O da babasına çekti.
Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi.
Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu
Alıntı
HAYATIN ANLAMI
Adamın biri hastalanır. Köyün muhtarı hasta ziyaretine gider yaşlı komşunu. Havadan sundan konuştuktan sonra
-"Musa emmi, sen yardımı pek seven adamdın... Her dilenciye para verir, her zora düşenin işini görürdün. Şimdi hastalandınya. Kapına gelen eksik olmaz senin... " dediğinde, yaşlı adam başını iki yana sallar anlamlı anlamlı gülümseyerek...
O an küçük bir kız çocuğu çalar evin kapısını. Ve elinde getirdiği küçük tencereyle içeriye girer gülümseyerek...
-"Musa dede geçmiş olsun. Anneme çorba yaptırdım senin için. Sıcak sıcak ye. İyileş hemen emi. Ben yarın yine getiririm" deyip, çıkıp gider evden.
Muhtar,
- "Bu küçük kız kim emmi? " diye sorar o an merakla. Yaşlı adam ise, derin derin iç çekip şöyle cevap verir:
- "Haklıydın Muhtar. Epey kişinin işini gördük. Çokça da para verdik bunun için... Fakat şu küçük kız iki köy ötede oturur. Günün birinde yolun kıyında ağlarken gördüm onu. Yanına gidip neden ağladığını sorduğumda, dedesinin bir hafta önce öldüğünü söyledi bana. Dediğine göre onunla hep oyun oynarmış... Bende, dayanamadım, bende senin dedenim kızım. Bak iki köy ötede oturuyorum. Her gün yoldan geçerken bende seninle oynarım dedim... Ve her gün aynı saatte oyun oynadım o kızla... Sevgimi verdim ona... Şimdi hastalandım. Parayla işini gördüğüm hiç kimse halimi sormaz... Ama sevgimi verdiğim şu küçük kız her gün mutlaka sıcak çorba getirir bana... Çok geç anladım muhtar... Para verdiğim herkes beni unuttu. Sevgi verdiğim küçük kız ise yanımdan ayrılmıyor... Hayat para ile değil sevgi ile anlamlı olurmuş meğer
S. Özge
GÖNÜL SADAKASI
Bir hanım kız anlatıyor:
"Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu:
"- Nereye gidiyorsun kızım? "
"Ninem bunları kimsesiz yaşlı adama götürmemi söyledi" diye cevap verdim.
Bunun üzerine babam:
"- Şöyle yap. Mutfaktan bir kaç tabak daha getir. Her bir şeyi ayrı tabağa koy ve tepsiyi güzelce düzenle. Yanlarına kaşık, bıçak ve bir bardak su da koy, öyle götür" dedi.
Dediklerinin hepsini yaptım ve elimdekileri dedeye götürdüm. Dönünce babama neden böyle yapmamı istediğini sordum. Babam:
"Yemek ikram etmek 'Mal' sadakasıdır. Bir şeyi düzgün vermek ise 'Gönül' sadakasıdır. Birincisi karnı doyurur; ikincisi ise kalbi doldurur.
Birincisi, kimsesiz dedeye, yardım isteyen dilenci hissini verir. İkincisi, yakın bir dost, iyi bir misafir olduğu hissini verir." diye cevap verdi ve devam etti:
"-Maldan vermek ile gönülden vermek arasında büyük bir fark vardır.” Sonra gözlerimin içine bakarak sözlerini şöyle tamamladı:
"- Bak yavrucuğum. Yapacağımız ikramlar, sevgi ve iyilikle birlikte olsun. Sakın aşağılayıcı ve küçük düşürücü olmasın"
Yardım ve iyiliklerimizi incitmeden yapalım.
KİŞİ YAŞADIĞI HÂL ÜZERE ÖLÜR!
Behlûl Dânâ Hazretleri, yol üzerindeki bir vîrânenin yıkılmak üzere eğilmiş duvarına bakıp âkıbetini tefekküre dalardı. Yine bir gün endişe ile bakarken duvar birden çöküverdi. Behlûl Dânâ Hazretleri’ni bir sürur kapladı. Onun bu sevincine mânâ veremeyen insanlar merakla sebebini sorduklarında:
“−Duvar meyilli olduğu tarafa yıkıldı!” dedi.
“−Peki, bunda şaşılacak ne var” dediklerinde şu hikmetli cevabı verdi:
−Mâdemki dünyadaki her şey nihâyetinde meylettiği tarafa yıkılıyor, benim de meylim Hakk’a doğrudur, o hâlde ben de ölünce Hakk’a varırım. Ey ahâlî, rükû ve secdelerimizle Hakk’a meylimizi artıralım ki başka yönlere yıkılmayalım!”
Meylimiz HAK, akibetimiz Hayırlı olsun.
Dualarda Buluşmak Dileğiyle... Mevlam dualarımızı ibadetlerimizi makbul buyursun... Selam ve Dua ile Öyleyse Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin.
Ya Rabbi, cezandan affına, gazabından rızana, senden yine sana sığınırım, Zatın yücedir, seni övmek için kelime bulamıyorum, Sen kendini övdüğün gibisin.
Ya RABBİ. Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi ateş azabından koru."
Şeyh Enflasyonu
Gerçekten mürşid olan şeyhine, bir müridi gelip: “Efendim, artık ben de şeyh oldum. Bana biraz mürid gönderir misin?’ diyor.
Şeyh Efendi ise ‘Evladım eğer şeyh lâzımsa, istediğin kadar göndereyim ama hiç mürid kalmadı. Çünkü müridlerin hepsi, senin gibi kendi kendilerine şeyh olduklarını ilan etmişler!..” diyor.
Profesör bir öğrenciyi kürsüye çağırıp:
- “Anlat dersi” demiş.
Öğrenci başlamış dersi anlatmaya.
- “Şimdi kürsünün üstüne çık, devam et.” Öğrenci kürsünün üstüne çıkıp devam etmiş.
- “Kürsünün üstüne bir sandalye koy, üstüne çık devam et.” Öğrenci denileni yapmış.
- “Şimdi sandalye üstüne tabure koy, devam et.”
Öğrenci artık düşmemek için dengesini kontrol ederek konuştukça, söylediklerinde tutarsızlıklar başlamış.
Hoca dersi bitirmiş ve:
- “İnsan yükseldikçe söylediklerinde tutarsızlıklar olur, çünkü artık beyin söyleneni değil, bulunduğu yerden düşmemeyi önceler” der.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)